17 Haziran 2017

Ali Sefünç: "Gerçek anlamda değer kazanmak emek istediği için bunu ucuz yoldan gerçekleştirmek isteyenler başkalarını değersizleştirmeye çalışıyorlar."

Fotoğraf: Ali Sefünç

Ali Sefünç, mizahının sergilediği gerçekleri acı acı gülümseten, düşündüren bir yazar. Bu röportaj onun beyaz yakalı bir işsizin kaldırımlar üzerinden hayata tutunuşunu, İstanbul kaldırımlarını ve kaldırımları yansıyan hayatları anlatan "Kaldırım Takıntısı" romanını konu ediyor.

Ali Sefünç'ü anlatmayı ise buraya sığdıramam. Özlü sözlerini hazmetmek, kitaplarını okumak, fotoğraflarına bakmak lazım.. Öneririm..

İşsiz kalındığında insanlar Serhat kadar saklanmıyor artık.. sen ne dersin?
Kaldırım Takıntısı'nın ana karakteri Serhat, kabul etmeliyim ki işsizliğini saklamayı fazlasıyla önemseyen biri. Herkes aynı ölçüde saklanmayı seçmez. Ne var ki işsizliğinin bilinmesinden rahatsızlık duyanların sayısı da az değildir. Günümüzde kimi gençler öğrenim hayatlarını uzatarak saklanıyor.

Kitabın ikinci baskısı bu.. Ne gibi eklemeler/düzenlemeler yaptınız? Kaldırımlarda dünden bugüne neler değişti?
Kitabımın ilk baskısı 2008 yılında GOA Yayıncılık tarafından yayınlanmıştı. İlk baskısı tükendiği için okurlarımdan aldığım mailler beni harekete geçirdi ve ikinci baskısı KOTON KİTAP tarafından bu yılın şubat ayında gerçekleşti. Yeni baskısında özüne dair hiçbir ekleme veya eksiltme yapmadım. Yalnızca bazı cümleleri daha akıcı hale getirmeye ve çok tekrarladığım kelimeleri ayıklamaya çalıştım.

Kaldırımlarda dünden bugüne neler mi değişti? Ekonomik kriz ortamında yaşanan duygular ve akla düşen düşünceler açısından değişen pek bir şey yok. Ne var ki İstanbul'un kent dokusuna, sosyal ve kültürel yaşantısına bakınca, gördüğüm değişim çok büyük. Vahşi yapılaşma ve niteliksiz nüfus artışı 10 yıl gibi kısa bir sürede İstanbul'a öylesine acımasız darbeler vurdu ki, romanımda anlattığımın sokaklar ve pasajların büyük bir kısmı şimdiden tarihe karıştı. Barındırdığı renkli ve sıcak insan ilişkileri dahil olmak üzere tarihe karıştı.


Fotoğraf: Turgut Bozkurt
Kendimizi nasıl özgürleştirebiliriz?
Özgürleşmek bedel ister. Gücünün yeteceğine inanan herkes özgürleşebilir bence. Özgürleşmek, genellikle başkalarına karşı gerçekleştirilen bir eylem sanılır ama gerçek özgürleşme kendimize karşıdır. Başkalarıyla kurduğumuz ilişkilerin temelinde kendimizle kurduğumuz ilişki yatıyor aslında. Sürekli kendimize talimatlar vermiyor muyuz? "Onu sev, bundan nefret et, oraya gitme, şunu yap veya bunu yapma," diye...

Yapıcı yıkıcılık tabiriniz çok güzel. Kayıpları kazanca dönüştürmek hakkında örnekler vererek bizlere moral aşılamak ister misiniz biraz?
Yapıcı yıkıcılık, hayatımızın her alanında ihtiyaç duyduğumuz bir kavram. Yerine daha iyisinin bulunduğundan emin olmadıkça kötüyü yıkmaya cesaret edememek toplumsal ve bireysel hayatımızda çok yaygın bir kötü alışkanlık. Yıkılmayan kötülükler zamanla bizi ele geçiren alışkanlıklara dönüşüyor. Boşluğa düşmekten duyulan korku, kötüyle yaşamayı normalleştiriyor. Boşluğa düşmeye de ihtiyacımız var. Kararsız kalmayı seçenlerimiz sayısı hayli fazladır. Kararsız kalmak, en tehlikeli kararlardan biridir bence. Başkalarının kararlarına göre yaşama kararıdır, bir başka açıdan baktığımızda. İyilere yer açabilmek için kötüleri yıkmak gerekir. Değişim için çevremizdeki birçok kişiye zaman tanıyoruz, hoşgörü gösteriyoruz. Kendimiz neden zaman tanımayalım ve hoşgörü göstermeyelim?


Kaldırım Mühendisliği insanların hayatında bir dönem yaşamaları gereken bir deneyim sanki! Öneriyor musunuz(musun)?
İnsanız, yaşadığımız zorluklarla sayesinde büyüyor ve gelişiyoruz. Sorun, yaşanan zorlukları doğru anlayıp anlayamamakta ve çözüm bulup bulmamakta. İşsizlik, geçmişte kaldırımları amaçsız arşınlamakla yani 'Kaldırım Mühendisliği' ile özdeşleşmişken, şimdilerde bir odada bilgisayar başında zaman öldürmekle özdeşleşmiş durumda. Hayata dokunmak için odalardan çıkmak, tekrarlardan kurtulmak lazım. Bu anlamda yaşamın hızlı ve renkli aktığı sokakları ve kaldırımları çok ilham verici buluyorum.

Kaldırımların size sunduğu en önemli ipuçları neydi? Nasıl? Ne zaman?
Yaşadığımız kentin seslerini en iyi kaldırımlarda gezinirken duyabiliriz. Kulağımıza çalınan diyaloglar, değişik insan davranışları, ekonomik ve sosyal faaliyetler çözüm arayanlar için son derece besleyici. Kaldırımların önemini, romanımdan bir cümleyle aktarmaya çalışayım:
"Ona göre kaldırımlar değeri bilinmesi gereken yerlerdi. Hayata tutunuşun, direnişin son zeminiydi. Fırsatların bir ortaya çıkıp gezindiği, bir sırra kadem bastığı yerlerdi. Kaldırıma düşmekten daha kötüsü kaldırıma tutunamayıp aşağı yuvarlanmaktı."

Sadece yazmakla kalmıyor, görüntülüyorsunuz da.. Gözünüze neler takılıyor sıklıkla?
Nasıl yazıyorsam, öyle fotoğraf çekiyorum sanırım. Gözlerim de aklım gibi ayrıntılarda. Hayatın somut detaylarında yakaladığım soyut görüntülere bir başka açıklama bulamıyorum doğrusu. 'Oysa' adı altında açtığım kişisel fotoğraf sergisini, katılımcılara şu sözlerle duyurmuştum:
Oysa şaşırtıcı bir güzellik,
bir başka zaman diliminde,
bir başka kıyıda,
bir başka köşede,
bir başka açıdan bakıldığında gözümüze bir başka biçimde görünmek üzere bizi beklemektedir.

Sergi fotoğraflarıma http://alisefunc.com/fotograflar.html linkinden ulaşabilirsiniz.

Fotoğraf: Ali Sefünç

"Hobisi olmayanın fobisi olur" sözünüzü de çok sevdim. Fotoğraf aşkınız ne zaman başladı?
Bu sözü bir arkadaşımdan duymuştum ilk kez. Öğretmenlerinden biri sıklıkla tekrarlarmış. Uğraşılarımız kendimizle kuracağımız sağlıklı ilişkinin önemli bir unsurudur. İşimize, ailemize, çevremize karşı sorumluluklar, bizi bize unutturuyor. Akıntıya kapılıp gidiyoruz çoğunlukla. Ve hayatımızın hayli ilerlemiş bir döneminde bir de bakıyoruz ki, hiçbir uğraşısı bulunmayan, hayatla bağı zayıf mı zayıf, yavan mı yavan bir insan olup çıkıvermişiz. İşte o zaman kaygılar ve korkular bu fırsatı kaçırmıyor ve üzerimize çullanıyorlar. Uğraşı edinenler, başkaca meditasyon yöntemlerine ihtiyaç duymazlar. Korkulardan ve kaygılardan uzak dururlar. Tabii ki hiçbir şeyi son ana bırakmamak lazım. Hobiler de bilgi, deneyim ve emek istiyor.

Kendi değerini başkalarının değersizliği üzerinden yaratmaya çalışanlara bir çift laf etmek ister misiniz buradan?
Eşyalara tapılan son dönem dünyasında değer kazanmak da ucuzlaştırıldı. Yetersizlik duygusu ve tembellik başa bela. Gerçek anlamda değer kazanmak emek istediği için bunu ucuz yoldan gerçekleştirmek isteyenler başkalarını değersizleştirmeye çalışıyorlar. Yönteme dönüştürmüşler. Kimin gücü kime yeterse artık. İnsanlar sevilmek istiyorlar ama ne tuhaftır ki, bunu zor kullanarak, güç göstererek başarmayı deniyorlar. Arzuladıkları ölçüde sevilmiyorlarsa, düşmanlık geliştiriyorlar. Bireysel ilişkilerden siyasete kadar birçok alanda bu böyle.

Platon'un, "Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın, yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır," sözünü çok severim. Benzer mesaj veren, "Zorla güzellik olmaz," atasözümüzü anmamak olmaz tabii ki..

Ali Sefünç
"Gelişmekte yol alamamış bir ülkede gelişmiş olmanın acılarını yaşamak" bugünlerimizi çok iyi yansıtan bir tanım olmuş. Farkına varmanın rahatsızlığıyla baş etmek için önerileriniz neler?
Az gelişmiş ülkede gelişmiş olmanın acıları, ilk basımı 2005 yılında gerçekleşen 'Herşey Dahil Türkiye' adlı kitabımda bir bölüm başlığıdır. Çevresine göre gelişme kaydeden her insanın farkındalığı artar. Farkındalığı artan insanın mutsuzluğu da artar doğal olarak. Çare, çözüm odaklı yaşamakta. Farkındalığımızı yalnızca sorunları görmek için değil, çözümler yaratmak için de kullanmalıyız.

Kolay tüketmek, tatminsiz olmak zamanımızın hastalığı.. Küçük bir sahil kasabasına kaçmak, doğaya sığınmak iyileşmeye yeter mi sizce?
Üretime, doğaya, doğal insan ilişkilerine odaklanarak yaşamak, tatminsizlik hastalığın tek ilacı bence. İyi insan ilişkilerini, bilgiyi, sanatsal ve kültürel faaliyetleri, doğayı hissedebileceğimiz etkinlikleri ve sivil topluma katkıyı çoğaltarak iyileşmek mümkün. İnsan gittiği yere ruhunu ve enerjisini de götürüyor. Üstelik hayatımızın farklı dönemlerinde taşıdığımız ruh da farklılaşıyor. Otuzlu yaşlarımın ortalarına doğru yoğun iş hayatının etkisiyle bir sahil beldesinde yaşamayı hayal etmiştim. Ruhumu dinleyince, benim için çok erken olduğuna karar vermem uzun sürmedi. Kendimizi tanımayı başarmışsak; hangi yaşta neler yapacağımıza, nerede yaşayacağımıza karar vermek pek zor değildir.

1 yorum:

Mesajınızı bekliyorum..